westworld-anthony-hopkinsSonunda geldi. Birkaç gecikme sonunda, HBO’nun beklenen yeni dizisi “Westworld” nihayet ilk bölümünü yayınladı. Birçok bilimkurgu hayranı bilir dizi (Michael Crichton tarafından yazılan ve yönetilen) 1973 yapımı aynı adlı filme dayanmakta ve o filmdeki gibi hikaye temelde aynı: tekonolojik imkanların neredeyse sınırsız olduğu bir gelecekte son derece sofistike bir gerçeklik parkı zengin müşterilere Vahşi Batı’yı tekrar ziyaret etme şansı tanıyor.

Dizi izleyiciyi hemen konsepte çekmek ve alıştırmak için çok iyi bir giriş yapıyor. İlk 10 dakikada dizinin temel kuralları ortaya koyuluyor ve ücret ödeyen ziyaretçiler (Dizide newcomer yani yeni gelenler olarak adlandırılıyor) Vahşi Batı dünyasında androidlerle her türlü etkileşime geçebiliyor. Etkileşim derken, bu dünyada ziyaretçiler gerçek kral. Kurallar oldukça basit: Ziyaretçiler bu androidlerle istedikleri her şeyi yapabiliyor. Dosthane geyikler, flört ve seks, spontane (muhtemelen ön senaryosu yazılmış) macrelar, istediğiniz gibi öldürebilme, tecavüz, işkence de menülere dahil.

Diğer yandan androidler canlılara zarar vermeyecek şekilde inşa edilip programlanıyorlar. Dizinin başında, -ilginç bir hikaye aktarım metodu seçimiyle- Westworld’ü androidlerin bakış açısından öğreniyoruz. Onların doğasıyla ilgili acı bir gerçeği fark ediyoruz ki bu da onların yapay da olsa duygulara sahip olduğu gerçeği. Yapay ya da değil, acıyı, korkuyu, tutkuyu, nefreti hissedebiliyorlar ve kendilerinin “gerçek insan” sayılmadıklarının farkında da değiller. Her ne kadar bu detay ziyaretçiler için macreayı daha heyecanlı ve gerçekçi kılsa da aynı zamanda bazı androidlerin ciddi suistimallerinin onlara büyük acılar yaşattığı gerçeğini değiştirmiyor.

Dizi yapısı gereği izleyiciyi hemen çok rahatsız edici sorularla baş başa bırakıyor. İnsan olarak insan olmayan canlılara nasıl davranmalıyız? Ne kadar ileri gidebiliriz ve hiçbir yaptırım olmadan istediğimiz tüm fantazilerimizi yaşayabildiğimizde bildiğimiz ahlak anlayışı ne hale geliyor? Hangi noktada bir canlı kendi türümüze verdiğmiz değerle aynı sayılabilir? Bilinci nasıl tanımlıyoruz? “İnsan”ı nasıl tanımlıyoruz? İnanılmaz hızla gelişen sahip olduğumuz teknolojiyi ne kadar anlamlandırabiliyor ve ne derece kontrol edebiliyoruz. Biz mi onu kontrol ediyoruz yoksa farkına varmadan teknoloji mi bizi kontrol etmeye başlıyor?

Filmleri ve dizileri yakından takip ettiğini düşünen biri olarak Westworld’u çok ilgi çekici bulduğumu itiraf etmeliyim. Sadece izleyiciyi çok iyi bir felsefik ve bilimsel soru silsilesiyle karşı karşıya bıraktığı için değil, dizi bir çok farklı tür alt yapısını kendi içinde barındırdığı için. Bilim kurgu, vahşi batı, dram, korku bunlardan birkaçı. Sadece ilk bölümde bir çok isim yapmış filmden ve hikayeden benzerlikler bulmak mümkün. Frankenstein, Blade Runner, A.I, Ex Machina, Jurassic Park, The Truman Show, Rise of the Planet of the Apes bunlardan birkaçı. Hikaye dışında ise dizayn, müzik, efektler gerçekten harika ve birkaç istisna dışında oyuncuların yapay davranmaları gereken sahnelerde dahi ön plana çıkan oyunculukları göz dolduruyor.

Özellikle Ed Harris ve Anthony Hopkins’e ayrı bir yer ayırmak gerekiyor. Karizmatik oyunculukları sayesinde bulundukları her sahneyi çok başarılı hale getiriyorlar. Öyle ki bulundukları sahnelerde diğer oyuncular biraz sönük kalabiliyor. Açıkçası dizi hakkında şikayet edecek pek bir şey bulunmamakta. Böyle yapımların hemen her zaman HBO’da yer almasına ise alışmaya başladık. Hiç durmadan yatırımdan kaçmadan ve klişelikten uzak durarak bu kadar başarılı yapımlara kapıyı açan HBO’nun yönetimini ayrıca tebrik etmek lazım. J. J Abrams tarafından üretilen, Jonathan Nolan ve Lisa Joy Nolan tarafından yazılan bu dizi kesinlikle baş yapıt olma yolunda çok iyi bir başlangıç yaptı diyebiliriz.

(769 kez ziyaret edilmiş, bugün 1)
0