Bu gerçekten ilginç bir soru. Çünkü özgürlüğün insanın kendiyle ilgili karar vermekle, başkalarını etkileyen kararların yargılanabilecek olması arasındaki çizgide duruyor. Cahil kalmak, yani kanıtlar ve rasyonel düşünceyle varılmış sonuçları görmezden gelmek bizi düşündüğümüzden çok daha fazla etkiliyor aslında. Özellikle bu düşünce yapısı gruplaşmış ve toplumsal hale gelmiş normlardan ise. Dünyadaki bir çok tinsel sorun indirgendiğinde kökende bu dilemma ile karşılaşırsınız.

Sosyolojik bir soru bu ve kesin bir cevabı yok. Özgürlüğün tanımıyla savaşıyor çünkü. Modern toplumlarda bir insan başkasının özgürlüğünü kısıtlamadığı sürece veya grupsal tehdit oluşturmadığı sürece haklarını istediği gibi kullanabilir. Peki söz konusu durum insanın kendi için öğrenmeyi ve bilmeyi istememesi olduğunda ve bu durum kültürel olarak ilerlemeyi engellediğinde sonuç ne olacak?

Gelenekçi ve muhafazakar toplum her zaman kötü bir şey olmak zorunda değil. Ancak durum yeni fikirleri veya dünyaya olan bakış açısını değiştirecek fikirleri içerdiğinde de bunları reddederken var olan tek argümanınız “biz babadan böyle gördük” ya da “bizim mahallede böyle şeyler yapamazsınız” tarzında ise sıkıntı var demektir. Bu kontrolcülük güdüsünün arkasında pek meşru bir sebep yatmaz. Amaç gücü elinde bulundurarak istediğini yargılayabilme hakkını ileri süren kişilerin bu haklarını topluma onaylatma güdüsüdür.

Beyaz değerler genelde toplumun muhafaza ettiği ve kimseye zararı olmayan geleneksel değerlerdir. Örneğin İngiltere’de halen atlı kraliçe korumalarının bulunması gibi. Ya da temsili olarak bir kraliçenin var olması gibi. Bu tür durumlar insanların hayatlarını kısıtlamaz ancak toplumun geçmişine verdiği değeri de aktarmak için iyi bir yöntemdir. Bunun yanında beyaz olmayan bir çok değer de daha az gelişmiş ve kavramları birbirine karıştırmaya hevesli toplumlarda vuku bulmakta. Bu tür değerler insanların kişisel özgürlüklerine karıştıkları için insanların “yeni bilgileri veya dünyaya olan bakış açılarını” değerlendirmeme yani bir nevi cahil kalma haklarını kullanmak isterler. Burada söz konusu bakış açısını hiç düşünsel düzeyde masaya yatırmadan yani yoksayma olarak adlandırabileceğimiz “cahil kalma” hakkı kullanılır.

Cahil kalma hakkı bu yüzden gelişen ülkelerde ve toplumlarda ciddi bir sorundur. Ancak faşist hale gelmeden bunu engellemek de toplumsal açıdan oldukça zor bir durumdur. Çünkü neyin doğru olup olmadığını yukarıdan aşağıya dikte edilen her toplum zamanla kötü sonuçlarla karşılaşmıştır. Bu genelde aşağıdan yukarıya yani toplumun isteğiyle gerçekleşmesi gereken ya da aşılması gereken bir süreçtir.

Kişisel olarak toplumlara çok fazla zaman kaybettirdiği ve acıya sebep olduğu için insanların gerçekleri göz ardı etme haklarının olmaması gerektiğini düşünüyorum. Gelişmiş bir toplumda bu sorun olmaz çünkü veriyi ve kanıtı göz ardı eden insanlar ciddiye alınmazlar. Ancak dogmaya sıkı sıkıya bağlı toplumlarda  insanların yüzyıllardır süregelen yaşam şekillerinin hatalı olduğunu ve bunların nedenini insanların görmezden gelmek istemesi pek ilginç gözükmemektedir. Bu tür toplumlarda tutkulu tartışmalar ve düşünsel savaşlar insanların bu dogmalara daha sıkı tutmasına sebep olacaktır. Nitekim günümüz Türkiye’sinde yukarıdan gelen katkılarla da toplumun kültürel ayrışması bu tür sebeplerden kaynaklanmaktadır. Hayatının kökeninden beri belirli ön kabuller ve pratiklerle büyümüş insanların önüne kanıtlar koyup “bakın yanlışınız var” dediğinizde daha önce hiç sorgulamamış ya da sorgulamak kültürünün bir parçası olmayan insanların bu durumu direk yok saymak istemesi pek şaşırılacak bir durum değil.

Avrupa bu tür sorunları büyük acılar ve zamanın desteğiyle daha kişisel ve tartışılabilir dogmalar ortaya koyarak aşmıştır. Bunun aslında farklı bir çözümü de pek yoktur. Zaman geçecek ve bilinmesine rağmen bazı acılar önlenemeyecektir. Çünkü toplumsal bilincin bedel ödemeden öğrenmesi tarih boyunca yalnızca hali hazırda yanılgısını kabul edebilecek kadar erdemli hale gelebilmiş kültürlerde gerçekleşmiştir.

(231 kez ziyaret edilmiş, bugün 1)
0