İzmir henüz yeni kurtarıldığında Mustafa Kemal’e “Başardık paşam, kazandık” diyorlar. “Hayır, mücadele yeni başladı” diye cevap veriyor. Savaş kazanılmamış mıydı, başlayan asıl mücadele ne olabilirdi? Asıl mücadele, Türkiye’nin her alanda yükselmesini sağlamaktı. Türkiye, Lozan’da bağımsız Türk devletini kabul ettirdiyse de Misak-i Milli’de yer alan sınırlarının tamamını kabul ettiremedi. Fakat Atatürk, asla, Misak-i Milli’deki sınırlardan vazgeçmedi.

Ülkeyi düze çıkarır çıkarmaz, Musul konusunda İngilizlere rest çekti. Şeyh Sait İsyanı çıkmasaydı, Türk ordusu Musul’a girecekti. Çıkan isyan, Türkiye’nin elini kolunu bağladı. Musul’da amaca ulaşılamadı. Diğer bir konu, boğazlar meselesiydi. Türkiye Lozan’da diretemediklerini Montrö’de diretti.1936’da boğazların egemenliği Türkiye’ye geçti. Anlaşmanın imzalandığı gün Atatürk, kızı Afet İnan’a bir telgraf geçti: Boğazlar meselesi tamam, sıra Hatay’da…

Misak-i Milli’de Türk şehri olarak kabul edilen Hatay Ocak 1937’de bağımsızlığını kazanmıştı. Peki Türkiye’ye nasıl katılacaktı? Haziran 1937.. Atatürk çiftliklerini devlete bağışlama kararı alır. Başbakan İsmet İnönü, Atatürk’e devlet adına teşekkür telgrafı çeker. 13 Haziran 1937.. Atatürk, teşekkür mektubuna cevap olarak telgraf çeker. İnönü telgrafı alır, okur… Katlar ve çekmecesine koyar. 29 Ekim 1937.. Atatürk Cumhuriyet balosunda Fransız elçiye Hatay konusunu açar ve niyetini söyler: Milletime söz verdim Hatay’ı alacağım.

30 Kasım 1937.. Fransız Ordusu, Hatay’daki bir takım kutlamaları bahane edip, müdahalede bulunur. Cevap Atatürk’e verilmiştir. Hatay meselesinin o kadar kolay çözülmeyeceği açıktır. Atatürk çalışmalara başlar. Ocak 1938’i bir dizi temaslarla geçirir. Fakat hiç beklenmedik bir şey olur. Atatürk hastalanır. Ve siroz başlangıcı olduğu anlaşılır. Durumu pek önemsememiştir. 7 Şubat 1938.. Göğüs ağrısı ve öksürük rahatsızlığı başlar. Ertesi gün muayene edilir. Atatürk yine umursamaz. Çalışmayı sürdürür.

27 Şubat.. Şiddetli burun kanaması geçirir. Aynı akşam yapılması planlanan toplantıya katılır. Toplantı bitince Celal Bayar’ı çağırır. Atatürk sağlının iyi olmadığının farkına varır. Fakat ortada Hatay meselesi varken bunun duyulmasını istemez. Yabancı hekime karşı çıkar.

6 Mart.. Yerli doktorlar tarafından muayene edilir. Fakat nafile, iki hafta sonra ağrıları dayanılmaz noktalara varır. Durumu kötüdür. 1924’te Türkiye’nin selameti için Musul’a girmekten vazgeçmek zorunda kalmıştı. Şimdi de kendi sağlığı için Hatay’tan vazgeçecek mi? Kendi sağlığı için köşeye çekilip mücadeleden vazgeçeceğini düşünenler, Atatürk’ü hiç tanımamış demektir. Fakat yol ayrımındadır. Hatay için saatlerce çalışmalar, yolculuklar, uzun süren toplantılar… Bunlara devam ettiği sürece, hastalığı ilerleyecektir.

15 Mart. Atatürk’ün ağrıları dayanılmaz noktaya ulaşır. Bayar’ı çağırır ve gerçeği söyler: Çocuk, ne yapacaksan çabuk yap, ben hastayım! 28 Mart. Fransa’dan davet edilen Dr. Fissinger Atatürk’ü muayene eder ve raporunu sunar: Günde 12 saat dinlemek ve çalışmaları bırakmak. Atatürk kısa süreliğine dinlenmeyi kabul eder fakat 17 Mayıs’ta Fransız basını onun çok hasta olduğunu yazınca tepesi atar. Tüm uyarılara rağmen iki gün sonra yapılacak 19 Mayıs bayramına katılma kararı alır. Bununla yetinmez. Fransızlara bir cevap vermek ister. Kutlamalardan hemen sonra ani bir şekilde Mersin’e geçme kararı alır.

20 Mayıs.. Atatürk, Hatay’da yapılan askeri geçit törenini 45 dakika boyunca ayakta izler. Bir ara, yorgunluktan bayılacak gibi olur. 21 Mayıs.. Tüm gün Mersin ve Viranşehir’i gezerek denetlemeler yapar. Yorgunluğu, yüzüne yansımıştır. 24 Mayıs.. Mersin’den Adana’ya geçti. Piyade ve topçu birliklerinin geçit törenini yine ayakta izledi. Akşam fenalaştı. Ankara’ya döndü.

29 Mayıs’ta, karnının su topladığı tespit edildi. Hastalığı ilerlemeye başlamıştı. Çalışmaları bırakmaya niyeti yoktu. İstanbul’a geçti. 2 Haziran’da, “imar planı” adı altında gizli toplantılar düzenlemeye başladı. Böylelikle Hatay için, plan devreye sokuldu. Yorucu çalışmalar sırasında yeniden fenalaştı. 8 Haziran’da Dr. Fissinger yeniden Türkiye’ye geldi. Yeni bir rapor sundu. Dr. Fissinger’a göre Atatürk’ün hastalığı ilerlemişti. Günde en az 20 saat yatarak dinlenmesini ve asla çalışmamasını söyledi. Atatürk Hatay için mücadele verdikçe, sağlığı iyiden iyiye bozulmuştu. Ama duracak mıydı? Hayır. Nitekim durmadı. Çalışmalara devam etti

14 Haziran.. Afet İnan’a telgraf çekti: “Tamamen iyileşme ümidi ve şansı kuvvetlidir.” Hiç iyileşmeme ihtimalinin farkındaydı. Atatürk 16, 17, 20, 22 ve 24 Haziran’da bakanlarla çalışmalarını sürdürdü. Aynı gece yüksek ateş nedeniyle fenalaştı. Üç gün dinlendi. İş öyle bir noktaya gelmişti, Atatürk çalıştıkça iyiden iyiye rahatsızlanıyor, bir iki gün dinleniyor sonra tekrar çalışıyordu. Yine öyle oldu. Üç günlük dinlenmenin ardından 27 ve 29 Haziran’da bakan, general, vali ve elçilerle çalışmalarını İstanbul’da sürdürdü. Bu çalışmaların bir sebebi vardı. 4 Temmuz 1938’te Türk ordusu Hatay’a girdi. Kutlamalar yapıldı. Fakat katılamayacak kadar rahatsızdı.

Türk ordusu Hatay’a girmişti ama henüz Hatay’ın Türk toprağı ilan edilmesi için erkendi. Atatürk 9 Temmuz’da çalışmalarını sürdürdü. Rahatsızlığı yeniden nüksetti. 10 Temmuz’da yüksek ateş nedeniyle fenalaştı. Hastalığı tüm dünyaya zatürre olarak ilan edildi. 16 Temmuz.. Dr. Fissinger üçüncü defa İstanbul’a çağrıldı. Atatürk’ü muayene etti ve raporunu sundu. Durum bu kez çok ciddiydi. Atatürk uzun saatler çalışıyor ve uykusuz kalıyordu. Uykusunu yenmek için sık sık kahve içiyor bu kahveler günde 9 fincanı buluyordu.

Dr. Fissinger Atatürk’e çalışmanın yanında, kahve içmeyi bile yasakladı. Günde sadece 2 saat boyunca ayakta durmasını tavsiye etti. İki gün boyunca dinlendi. Bu sayede bir haftadır düşmeyen ateşi düşmüştü. 3. gün çalışmalara başladı. 24, 26 ve 30 Temmuz’da uyumadı. 31 Temmuz’da Dr. Eppinger İstanbul’a davet edildi ve Atatürk’ü muayene etti. Atatürk 3 Ağustos’ta yeniden çalışmalara başladı. 15 Temmuz.. Tevfik Rüştü Aras’la çalıştı. 18 Temmuz.. Hatay Devlet Başkanı Tayfur Sökmen’le toplantı yaptı. Ertesi gün elçileri çağırdı. Avrupa’daki tüm büyükelçilerle toplantı yaptıktan sonra, Fevzi Çakmak’a askeri manevraları başlatma emri verdi. Hatay meselesi ısınacaktı

Atatürk’ün tüm çalışmaları, olası çatışma ve savaş ihtimali içindi. Hatay ya barışla ya da savaşla alınacaktı. Kararı katiydi. 3 Eylül 1938… Hatay meclisi açıldı. 5 Eylül, Atatürk vasiyetini yazdı. 6 Eylül, Dr. Fissinger 4. defa İstanbul’a davet edildi. Atatürk’ün karnı hastalığı nedeniyle su toplamıştı. Büyük sancılar çekiyordu. Riskli olmasına rağmen, su bir ameliyatla alındı. Aynı gün, Hatay konusu nedeniyle Cenevre toplantısına katılacak Tevfik Rüştü Aras’la toplantı yaptı. Akşama rahatsızlandı. 9 Eylül’de Paris büyükelçisi Suat Davaz’la 10 Eylül’de içişleri bakanı Şükrü Kaya ve Budapeşte büyükelçisi Behiç Erkin’le çalıştı.

17 Eylül 1938… Celal Bayar’la yaptığı toplantı sırasında, aklından geçenleri ona anlattı. Yolun sonuna yaklaştığının farkındaydı.

“Fazla vaktimiz yok, en fazla üç senemiz var. Ne yapacaksak bu dar müddetin içine sıkıştırmaya bakmalıyız. Bütçe filan düşünmeye gerek yoktur; Memleketin bütün kuvvet kaynaklarını seferber ederek bu işleri yapmak lazımdır.”

Oysa, kaçınılmaz sona tahmin edemeyeceği kadar yakındı. Tek amacı Hatay meselesini çözmeden ölmemekti. Zira, Hatay onun şahsi davasıydı.

21 Eylül.. Karnı yeniden su topladığı için ameliyat oldu. Artık ağrısız günü yoktu. Enerjisi tükenmiş gibiydi. 26 Eylül.. Atatürk ilk defa komaya girdi. Bir gün boyunca komada kaldı. Ertesi gün uyandı ve aynı gün toplantılarına devam etti. 2 Ekim’de Cenevre’den dönen Tevfik Rüştü Aras’la, 3 Ekim’de Başbakan Celâl Bayar ve Atina elçisi Ruşen Eşref Ünaydın’la toplantı yaptı.

6 Ekim.. Yeniden fenalaştı. Durumun farkındaydı. Vasiyetini notere teslim etti, “gerektiği zaman kanunî muamelesini yaparsınız!” dedi. 7 Ekim.. Fevzi Çakmak ve ordu komutanı İzzettin Çalışlar’la toplantı yaptı. Saatler sürdü. Hatay için yapılacak savaş kapıdaydı. 8 Ekim’de yakın dostu Kılıç Ali, 9 Ekim’de Başbakan Celal Bayar ile toplantı yaptı. Aynı gün kız kardeşini ve kızlarını yanına çağırdı.

10 Ekim’de Celal Bayar, Fehti Okyar ve Salih Bozok ile.. 11, 12, 13 Ekim’de Tevfik Rüştü Aras ile toplantı yaptı. 11 Ekim.. Kız kardeşi ve kızlarını tekrar yanına çağırdı. 12 Ekim.. Atatürk komaya girdi. Dört gün boyunca komadan çıkamadı. Dört gün süren koma, Ankara’yı ayağa kaldırdı. İki resmi açıklama yapıldı. 19 Ekim’de komadan çıktı. Aynı gün bakanlar kurulunu çağırdı. Bir lider düşünün. Dört gün komada kalıyor. Uyanıyor. Ayaklanıp akşama, bakanlar kurulunu toplantıya çağırıyor. Amaç ne? Amaç HATAY.

20 Ekim.. Yatağından kalkacak hali yoktu. Bu nedenle Celal Bayar’ı odasına çağırdı. Orada toplantı yaptı. Sonra, Rıza Soyak’la görüştü. Aynı gün, dünyaya Atatürk’ün sağlığı yerinde mesajı verildi. Peki bu çabanın amacı ne? Amaç HATAY. Her şey HATAY’a endeksliydi. 22 Ekim ve 25 Ekim’de Rıza Soyak’la hasta yatağında üçer saat çalıştı. Ertesi gün, kızı Ülkü’yü yanına çağırdı.

26 Ekim.. Kardeşi ve kızlarını yanına çağırdı. 27 Ekim, Celal Bayar ile hasta yatağında toplantı yaptı. 29 Ekim kutlamalarına katılamadı. 3 Kasım.. Rahatsızlandı. 4 Kasım, iyileşir iyileşmez Celal Bayar’ı çağırıp toplantı yaptı. 5 Kasım, kardeşi ve kızlarını yanına çağırdı. Kardeşi ve kızlarını sık sık çağırıyordu. Çünkü onları son kez gördüğünün farkındaydı. 6 Kasım’da üçündü defa ameliyatla su aldırdı.

8 Kasım.. Atatürk tekrar komaya girdi. 9 Kasım.. Tüm günü komada geçirdi. Sık sık sayıklıyordu. Bilinci yerinde değildi. 10 Kasım günü, sabah sularında.. Hakkın rahmetine kavuştu. Haber tüm yurda yayıldı. İnönü haberi alınca, çalışma odasına gitti. İnönü masasına uzanır ve çekmeceden Atatürk’ün 13 Haziran 1937’de gönderdiği telgrafı alır… Şu cümleler yazmaktadır:

“Söz konusu olan hediye, yüksek Türk benim asıl vermeği düşündüğüm hediye karşısında hiçbir kıymete sahip değildir. Ben gerektiği zaman en büyük hediyem olmak üzere Türk milletine canımı vereceğim!”

Mustafa Kemal Atatürk, ömrünü memleket için çabalayarak geçirmiş ve gerektiğinde memleketi için canını vermekten çekinmemiştir. 29 Haziran 1939… Atatürk’ün uğruna canını vermekten çekinmediği Hatay, vatan toprağına katıldı. Gözü, arkada kalmadı.

(82 kez ziyaret edilmiş, bugün 1)
0